Turkey etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Turkey etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ocak 2013 Çarşamba

Geri Dönüş

    Tam marketlerde artık yabancı olduğumu anlamıyorlardı ki, ayrılma zamanı geldi. Hayır o bir şey değil, bizi döver gibi konuşan resepsiyonist amca bile her geçişimde selam verir oldu. Alışverişte Slovak amcalara, teyzelere bile yardım etmişliğim var ki o derece.
     Dönüş7 Ocaktı, biz bi kaç gün önceden valizleri hazırlanmaya başladık tabi. Bu arada5 Ocak'ta bi de Slovakça sınavı atlattık. Kadın bize "test" diyip duruyodu kastettiği şey boşluk doldurmaymış. Neyse ki bitti gitti ablanız ondan da A aldı.
     Neyse ben gelirken getirdiğim çanak,çömlek,çatal,kaşık ne varsa attım. Zaten son zamanlarda tencereleri arındırmak imkansız hale gelmişti.Kirin pasın içinde yedik yemekleri.
     Valizimin ağırlığının bununla düşmesi gerekiyordu fakat yine olmadı. Hediyesiydi sparişiydi alkolüydü yine valizim tıka basa doldu. Öyle ki ayağın kayıp yüz üstü(kelimenin tam anlamıyla kafam valizin içine girdi.) düştüğümde bile fermuarı çekseniz öyle Türkiyeye gelirdim.Zaten bir büyük valiz, bir küçük valiz,bir kolçantası,bir laptop olmak üzeri 4 parça eşyam vardı.
   Güç bela valizi kapatıp sabahın 6 sında uyamak üzere yattık. 4 saat uyuduktan sonra dikildik ayağa. Memduh ve Özge bizi yolcu etmeye geldiler canlarım.
  Onlar gelmeseymiş biz otobüs durağına kadar valizlerle biraz zor gidermişiz zaten. Yolda valizimin tekeri kırılınca beni bir hüzün kapladı. O valizle 5 aktarma yapacağımı düşününce tabi.
 8 arabasıyla Bratislava'ya doğru yola çıktık. Zaten yol 45 dk . Bratislavada 45 dk daha bekleyip Viyana arabasına binecektik. Beklerken 2 seçeneğim vardı. Ya valizlerle bin bir zahmet otogarın içine girip sıcakta 45 dk bekleyeceğim, Viyana otobüsüne gitmek için valizi tekrar durağa kadar taşımak, ya da valizi direk Viyana otogarına taşıyıp orda soğukta 45 dk beklemek. Tabi ki ben 2. sini seçtim. Donsamda umrumda değildi.Bu da sıkıntıdan çekilmiş bir fotoğraf. Gayet pis leş bir yer gördüğünüz gibi.Üstelik Slovakya'nın başkentinin otogarı düşünün. Valizlerde benim.

    Neyse Viyana arabası geldi. Biletleri internetten almıştık, bu seferde adam tutturdu gidip bilet çıkartın  rezervasyon numarası yetmez diye. Tabi adam İngilizce konuşmuyor ama benim kabiliyetim sayesinde anlaşıyoruz.
    Neyse güç bela yola koyulduk. Hainburgtan geçerken onun geğiğini falan yaptık Başak'la.Yol 1 saatten az sürdü. Böylece 14:05te uçak varken biz 10:00da havaalanındaydık. Daha havaalanına girmeden tekerlekli valiz taşıma arabalrından alalım dedik. Bunları çalıştırmak için 1 euro takmanız gerekiyor, fakat benim araba kabul etmiyor parayı. Uzun bi cebelleşmenin ardından hakkım olanı aldım. Bu sefer de bizim valizler ona sığmadı bir tane daha alalım dedik. Ama ikimizdede 2 euro vardı. Yoldan geçen birine sorduk o da bizi kazıkladı, 1 euro yerine jeton verdi. Başak'ın tepkisini tahmin etmişsinizdir.
    Tabi biz adama söverken Türkçe konuştuğumuzu duyan abiler "Burada herkes Türk." diye seslendiler. Havaalanında yön bulmaya çalışırken görevli amcalardan birine sorayım dedim, Bir baktım amca "Neye ihtiyacın var yeğenim?" demesin mi? Türkiye'ye gelmiş kadar olduk yani. Asansörle cebelleşmemiz ayrı bir komediydi. Başak önce çağırma düğmesine bastı, elektrik çarptı. Sonra ben bastım beni de elektrik çarptı. Resmen gerilim vermişler asansör düğmelerine psikopatlar. Bizde çözemedik.

   Neyse biz Pegasus bulana kadar saaat 11 oldu. Ama check-in başlamamıştı daha.  Gidip başka bir firmanın tartısını bulalım dedik, Business yolcuların check-in yerinde boşta kalmış görevli bulduk, valizleri ölçebilir miyiz abla dedik. O da pek sempatikti işimizi halletti. Kilo problemimiz yoktu. Derken  check-in açıldı. Sıraya girdik. Tabi ben o koca arabayı kontrol etmeyi beceremediğimden arkamda ki oğlanı eziyodum. Arkamı döndüm bi baktım sarışın yeşil gözlü biri. Bende türk değil sandım. İngilizce özür diledim. Çocuk bana tok bir ses tonuyla pat diye "Ziyanı yok" demesin mi!!
   Kısa süreli bir şokun ardından benden gelen tepki "Aaa pardon!" Çocukta pis bir gülüş. Gören de  karizmasından ötürü dilim tutuldu sanacak. Neyse ilk kapılardan geçtik, Free Shop'u incelemeye başladık. Her şey pahalı, her şey! Fiyatlara bakıp arkamıza bile bakmadan kaçtık ordan.
   Bu sırada kartpostal satan bi yer bulup ordan hediyelik aldık. Sonra uçak kapısına gittik. Ama o kontrollerde 13.00 da başlayacakmış. O zamana kadar nete girdim bende sefil gibi yere oturup. Zaman geldiğinde kontroller için sıraya girip biletimi aradım, aradım,aradım,aradım... Tabi tutuştum birden. Diz çökmüş yerde çantamı eşelerken kafayı bi kaldırdım sırada yabancı sandığım çocuk! Kontrolden geçmiş öbür tarafta kemerini falan takıyor. Bana şöyle bir haraket yaptı. Nerde ki gibisinden.
  Bende "Ne bileyim" gibisinden cevap verdim. Sonra güvenlikteki Alman amca bana "burda bekle bi daha çıkarttıracağız bileti" dedi ama bendeki telaşı engelleyemedi. Sonunda sakin ol, nefes al falan dedi o derece.
   Neyse uzun bir bekleyişin ardından biletimi tekrar çıkarttılar. Ama bi kere dikkat çektim. Üstümü arayan kadın her bi yerime itinayla baktı edepsiz. Neyse içeri geçtim Başak'ı bulup yanına hemen oturdum ki yine kafamı kaldırdım, karşımda o çocuk! Dikilmiş etrafı izliyor. Meğersem yanımda oturuyormuş. Dedim bu kaderin cilvesi mi?
   Neyse uçak 20 dk rötar yaptı. Bizde mal gibi bekledik. Uçak gelip kapılar açılınca ben yine telaşlanıp laptop çantamı devirdim yere. Bizim çocuk da attı kendini yere laptopu düzeltmek için. Ben de kibar olacam ya "Pardon" dedim. Çocuk demesin mi "Yine ziyanı yok.Neden pardon dedin?" ve çocuk bunu derken ben anladım ki Türkçesi var ama belli ki sonradan öğrenmiş. Ağız alışkanlığı işte nasıl anlatayım. Zahmet oldu diye dedim falan diye saçmaladım. Sonra arkamı dönüp hemen uzaklaştım oradan.
     Uçağa bindik rötarımız orada da devam etti . Toplamda 1 saat geç kalktı uçak. Zaten iniştede kar yağışından ötürü pistin etrafında döndük durduk. Yanımıza yabanc bir amca oturdu. Çiğ füme domuz eti yedi. Biz tabi kokudan iptal o sıralarda.
     Başak yine streslendi başladı "Sevmiyorum ben uçağı ayağım yere değsin benim, bir gün Amerika'ya gidersek gemiyle gidelim, keşke otobüsle gidebilseydik Türkiye'ye" gibi sitemlere. Bunalıma girdi, hayattan soğudu bi ara.
    Kalkışlarda bi iç gıcıklanması falan yaşadı ama atlattık kazasız belasız.Uçak indi herkes derin bir nefes aldı. Alkışlamayıda unutmadık tabi. Tipler böyleydi.
   
   İnişte bizim çocukla yine karşılaştık. Kibarlık yapacaktı sanırım "Geç." dedi. Geçin değil. GEÇ. Küfreder gibi. Ben de altta kalır mıyım, verdim cevabını hemen "SEN GEÇ." .
     İstanbul'a inince aktarmalar arası 2:30 Saatimin olduğunu düşünüp Anıl'ı görecektim. Ama aktarmalar arası 15 dakika falan kaldı. 13 dakikasını birbirimizi aramakla geçirdik zaten. Uçak yine bi 1 saat rötarlı kalktı. Ankaraya inince İlkay Teyze yani Başak'ın annesi bizi karşıladı. Beni AŞTİ'ye bıraktılar. güç bela kendimi Amasya arabasına attım bir hafifledim. En son uyumamak için direniyordum. Sonra zaten sabaha karşı uyandım.
     Eve gider gitmez de attım kendimi yatağa.
     Zor olacağını biliyordum ama benimki tam bir felaketti. Geleli 2 gün oldu hala kollarım acıyor. Hamlamışım o derece. Slovakya macerası bitti ama bu burda bitmedi, aklıma gelenleri yazmaya devam edebilirim.
 HOLD ON!


21 Kasım 2012 Çarşamba

Macaristan'da İlk gün

    Doğum günümün ertesi günü sabah 8 treniyle düştük yollara. Tabi ben hamlama sınırlarını zorluyorum. Aynı şekilde Başak'ta öyle. Merdiven inemeyecek durumdayız. Trnava'dan Bratislava'ya ordan da Budapeşte'ye trenle gittik. yol toplamda 3,5 saat civarı sürüyor. Yolculuk boyunca yapılan muhabbetler onu daha az hissettiriyor tabi.
    Sabahın kör vakti zaman geçsin diye yabancı arkadaşlarımız bize bildikleri Türkçe kelimeleri söylüyorlardı. Biri "sıkıcı" demeyi öğrenmiş. Teoride sorun yokta bunu pratiğe döktüklerinde "ı"harfinin dillerinde olmamasından dolayı büyük bir sorun yaşanıyor! Üstelik arkadaşımızın sevgilisi Türk! Sevgilisinin babasının yanında bilmeden kullanmışlığı var o kelimeyi.  Kız ilk söylediğinde tüm Türkler hep birlikte "nöööeeeyyyy!?" moduna girdik doğal olarak.
    Sonra iki kelimenin farkını öğrettik kızlara.
    Bir tanesi de "mini mini bir kuş donmuştu" şarkısını öğrenmiş. Ama ellerim bak bok kaldı diye seslendirince tipler yine aynı.  
       
    Jana Türkçe 3 kelime biliyormuş. "İç,üç,evet" hepsi Memduh'un eseri!
    Derken yolculuk bitti. Budapeşte tren garına indik. İlk önce hostelimizi bulmak için düştük yollara. Bulmaz olaydık. Temiz desen temiz değil, sıcak desen sıcak değil, üstelik çingene mahallesinde hurdalık gibi bir yer! 11 euro para ödedik bir de oraya! Hostelin adı Mandarin. Neyse eşyaları bıraktık ve yine yeniden düştük yollara.

     Macaristan Avrupa birliği üyesi olmasına rağmen euro kullanmıyor. Bu yüzden ülkeye girdiğinizde bir Exchange bulup paranızı Macar Forintine çevirmelisiniz. Bu noktada size önerim ilk gördüğünüz şubeye atlamayın. Camında "no commission" yazsa bile özellikle sorun. Ayrıca 100 euro'nun altında bir miktar çevirecekseniz daha düşük kurdan hesaplayanlar çıkabilir! Hemen uzaklaşın ordan! Bozdurmadan önce özellikle sorun oranlarını.

     Macaristan Tuna Nehri sayesinde Buda ve pest olmak üzere ikiye ayrılıyor. Buda kısmı genelde tarihi yapılardan oluşuyor. Pest kısmı ise yerleşim yeri olarak kullanılıyor. Nehrin üzerinde turistik bot turaları yapılıyor.Biz lk iş olarak Buda kısmını talan ettik.


    Budapeşte'de adım başı tarih kokusu var. Mimari yapılar adeta büyüleyici. İkinci resimde gördüğünüz köprü "Aslanlı Köprü" olarak biliniyor. Köprünün girişlerinde ikişer tane aslan heykeli bulunuyor. Geçmiş zamanlarda bir mimar bu köprüyü yapmadan önce "Eğer bir eksik bulursanız kendimi yaptığım köprüden aşşağı atacağım" diyor. Köprü inşaatı tamamlanıyor. Tabi halk bu şahesere hayran kalıyor, kimse bir kusur bulamıyor. Ancak bir çocuk çıkıp "Aslanların dili yok" diyor. Bunun üzerine Mimar kendini baş yapıtından Tuna'ya atıyor... İşte o köprü.

    Macaristan'daki insanlarla Türkiye'deki insanların tipleri tıpa tıp aynı. Tipi bırakın huylar bile aynı! Kırmızı ışıkta geçen arabalar mı ararsın, sürekli bir siren sesi mi... Ayrıca hırsızlık başlı başına problemlerden.
     Gezdiğimiz çoğu yerin adını bilmiyorum. Ama Buda Kalesi'nden inerken asansöre yaklaşık 4 euro vermemeniz gerektiğini biliyorum! Toplamda 1 dakika süren bir yolculukla aşşağı iniyorsunuz. Hiç bir mantığı yok.
      Buda kalesindeyken bir grup Türkle karşılaştık.Tabi biz Trnava'da hiç Türk olmamasına alışmışız abuk subuk şeyler konuşuyoruz bağırarak... Meğerse onlarda aynı durumdan müzdaripmiş.
      Kalede sıcak şarap satan yerler var. Talep hat safhada tabi hava buz gibi. Ama bizdeki çayın yerini tutacağını düşünmüyorum açıkcası.
    Akşama doğru acıkmaya başladık ve Türk restorantı aramaya koyulduk. Tabi Türk olmayanlar da vardı aramızda. Bu yüzden iki gruba ayrıldık. Hemen merkezde bizdeki İstiklal'e benzeyen cadde üzerinde Star Kebab'ı bulduk. Hemen saldırdık tabi. Sahibi sağ olsun bizimle muhabbet etti, önerilerde bulundu. Neyse yemeğe koyulduk ki yan masadan Türkçe konuşmalar duyduk. Başka bir Erasmus öğrenci gurubuymuş meğersem. Hemen "Afiyet olsun" dediler bize. Lafladık biraz. Onlar da Prag'da okuyorlarmış. Yemekte ben patates püresiyle soğan kroket yedim. Neden diye sormayın aklıma esti! Kızlar da döner yedi. üstüne de sütlaç devirdik. Değmeyin keyfimize...
    Akşam diğer grupla buluşup varoş hostelimize döndük. Ama dönmeseydik, sokakta yatsaydık daha az üşürdük bence. Eşofmanımın altına tayt giyip çift kat kazak giydim. Yine üşüdüm! Bizim yabancı kızlar da şort, gecelik falan getirmişler. Normal elbiseleriye, montlarını çıkarmadan uyudular. İlk gün biraz daha az yorucuydu bizler için fakat hamladığımı ve adeta acınacak durumda olduğumu söylememe gerek yok bence.


 Budapeşte'deki ikinci gün için hatta kalın!

2 Ekim 2012 Salı

Uçak Bileti De Gümbürtüye Gider ve Bekleyiş Başlar

   Şu Erasmus sürecinde o kadar çok telefonla konuştum ki kanser olmaktan tırsar hale geldim. Bürokrasi yumağı sayesinde mi? Tabii ki hayır! Sabahtan akşama kadar (Bazen akşamdan sabaha kadar) Başak'la hayal kurma ayağına lak-lak yapmaktan. Günde 5-6 kere aradığından artık kapatırken vedalaşmıyoruz. Zaten yarım saat sonra yine konuşacağız!
                                            Birde kamerada konuşmamız var ki sormayın...
              Müzik açıp oynamalarımızı saymıyorum bile.Şarkımız için buraya.
            
 Uçak biletine gelecek olursak siz siz olun Viyana'ya alın biletinizi gidip de Budapeşte'ye bayılmayın paraları. Viyana 150 lira civarındayken Budapeşte 700 lira civarında oluyor.


   Biletleri 9 Ekim'e aldık. Neden mi o kadar geç? Sazanız çünkü biz.Biletlerimizi internette bir siteden aldık. Tek kredi kartıyla alıp kart çekim masrafını yarıya indirdik.Biz zamanı biz 2-3 Ekim gibi planlamıştık başta. -O bile geçmiş aslında- Sonra Başak "7 si olsun ya yetişemezsek?" deyince tamam dedim. Satın alma işlemi için babamın eve gelmesini bekliyordum ki onun kredi kartına abanayım. Tabi bizim tez canlı Başak tutturdu  "Son 2 tane kalmış koş, yetiş, aman!". Meğerse THY'nin acentelerinde daha ucuza aynı tarihte varmış daha bilet! Bizde bi atraksiyon bi gerilim. Çok yaşamayız biz.
   Bagaj hakkı konusunda bilgi vermek gerekirse 30 kg kabin, 8 kg el bagajı hakkımız var. Ama tecrübeli insanların söylediği kadarıyla el bagajını ölçmüyorlarmış.
   Şimdi mi? Şimdi herkes okulda biz yatıyoruz. Kulağa hoş gibi geliyor başta ama 4 ay boyunca benim gibi sıfır sosyal hayat yaşarsanız bir süre sonra laptopla diyaloglarınız değişebilir.
    Şu yaz tatilini 3 ay yapan muhterem şahsı tebrik ediyorum. 3 aydan 1 gün fazla olmamalı. Neticede bokunu çıkartmamak çok önemli bir olgu..
   Son hazırlıklar için beni takip edin!
 

1 Ekim 2012 Pazartesi

Umutsuz Bekleyişler ve Bürokrasi Yumağı

   Herkesin mi böyle oldu bilmiyorum ama sınavı kazandığımızı öğrendik ve aylarca bekledik. Tek yaptığımız beklemekti. Haziran geldiğinde biz hala bekliyorduk. Ağustosta da...
   Artık tüm umudu kesmiştik. Hoca da unutmuştu bizi. Tabi bu durum kanıma dokunmuyor değildi.İçimden geçen çok şey vardı...
   Ama gerçekleştiremedim malesef. Tam artık "Amaan 2. dönem gideriz ucunda ölüm yok ya" demişken. Hoca aradı ve "Gidiyorsunuz" dedi.Biz tabi yine;
  Gelelim belgelere.. İlk önce gittik yeşil pasaport çıkarttık. Gerekli belgeler için burayı tıklayabilirsiniz. Belgeleri toplamak 2 günümü aldı.-O biyometrik vesikalık nedir öyle ya maymun ettiler tipimi!- Birde benden SGK'dan sigortalı bir işte çalışmadığıma dair belge istediler. Ancak Başak'tan istememişler. Şehirden şehre değişebiliyor bazı şeyler.Pasaport için bankaya 62,50 tl ödemeniz gerekiyor. Toplamda 5 yıllık pasaport çıkarttırmış oluyorsunuz. Neyse başvurudan 5-6 gün sonra pasaportunuz çıkıyor. www1.ptt.gov.tr'den takipte edebiliyorsunuz.
  Sıra da vize çıkartma var. Daha doğrusu yok. Evet evet yok! Slovakya için eğer yeşil pasaportunuz varsa 3 aydan çok da kalcak olsanız vize çıkarttırmıyorsunuz. Önce inanamadım 2 konsolosluktan 3 farklı görevliye teyit ettirdik. Hepsi de aynı şeyi söyledi. Slovakya'ya gidince ordan oturma iznini alacaksınız. O izni zaten gittiğiniz okul aldıracak. Yani sancılı konsolosluklara ve bir ton evrak fazlalığına hiç gerek kalmıyor.
   Geriye bir tek bilet almak kalıyor ki onun için bir sonraki yazımı bekleyin!

Ülke ve Okul Seçimi

   Kazanmamıza sevindik, en yüksek oratalamalı çift olmamıza da ayrı sevindik. Dolayısıyla nereyi seçersek kabul olacaktı.

    Bunun da verdiği rahatlıkla istediğimiz yerlere göz attık. Göz attık diyorum çünkü bu da karambole oldu. Tabi ego tavan, şeçenekler açık.
    Babamın dahiyane fikirleri de yok değildi tabi. "Macaristan'a gidin kızım onlar da Türk"
    Başta biz de Macaristan olsun dedik.Macaristan'da wc/banyo falan kız/erkek karışıkmış. Biz titiz insanlarız tabi, bize ters...
    İspanya'da seçeneklerimiz içine girer gibi oldu. Aslında girmesiyle çıkması bir oldu. Hocamız "Orası biraz zorlar,birkaç dersiniz alttan kalabilir haberiniz olsun." dedi. Anında buz gibi soğudum İspanya'dan. Gezmeye mi gidiyoruz ineklemeye mi arkadaş!
    Sonra bir sabah Başak sınıfa geldi ve "Ardağğ kesinlikle Slovakya olmalı"dedi. Meğer yurtta ki kızlar Slovakya'yı öve öve bitirememiş. Zaten sevgili arkadaşım çok çabuk gaza gelen bi yapıda -canım, canım-


      Ben desen bahtsız bedevi.... Sonumuz böyle olacak diye korkuyorum.

   Yine de birbirimizin dilinden anladığımız için şansılıyız bence. Tabi benle aynı uçağa binip uçağın düşmemesini beklemek fazla iyimser olduğumuzu gösterebilir.
 
   Önümüzdeki dev bürokrası yumağını nasıl atlattık? Bu sorunun cevabı için bir sonraki yazımı bekleyinnnn !